Yapay zekâ balonu hepimizi tehdit ediyor

Yapay Zekânın Politik İnşası serimizin bu bölümünde, Bryan McMahon’ın The American Prospect’te yayımlanan “Bubble Trouble” (Balon Tehlikesi) başlıklı yazısını, Diyar Saraçoğlu’nun çevirisiyle sizlerle paylaşıyoruz.
Teknoloji dünyasının yegâne kurtarıcısı gibi sunulan yapay zekâ, devasa veri merkezleri, GPU dizileri ve kurumsal finansman çarklarıyla iç içe geçmiş, karmaşık bir ekosistem içinde hayat buluyor. Mcmahon, bu ekosistemi oluşturan ekonomik zincirleri takip ederek, balonun patlaması hâlinde yalnızca teknoloji sektörünün değil, borsalar ve tüm ekonominin de derinden sarsılabileceğini gösteriyor. Böylece Silikon Vadisi’nin abartılı vizyonuna karşı eleştirel ve sorgulayıcı bir bakış geliştirmenin önemine işaret ediyor.

Yapay Zekânın Politik İnşası
Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak göreve başladığı hafta, OpenAI CEO’su Sam Altman, başkanın yanında dimdik durarak dramatik bir duyuru yaptı: Teksas’ın engebeli ovalarında OpenAI’ın devasa yapay zekâ modellerini çalıştıracak 500 milyar dolarlık bir süperküme olan Stargate Projesi’nin lansmanı. Adına yakışır biçimde Stargate, insanlık tarihindeki çoğu mega projeyi gölgede bırakacaktı.[1] Altman’ın “hemen” kullanıma sunulacağını vaat ettiği 100 milyar dolar bile, Manhattan Projesi’nin (bugünün dolar değeriyle 30 milyar dolar) ve COVID aşısının Warp Speed Operasyonu’nun (18 milyar dolar) maliyetlerinden çok daha yüksekti ve Amerika’daki eyaletler arası otoyol sisteminin (114 milyar dolar) uzun yıllar süren inşasıyla yarışacak büyüklükteydi. OpenAI, insanlığın son icadı olan yapay genel zekâyı (YGZ) geliştirme hedefine ulaşmak için ihtiyaç duyacağı tüm bilgi işlem altyapısına sahip olacaktı.
Ancak Stargate’e verilen tepki sönüktü; çünkü Silikon Vadisi ilgisini batıya çevirmişti. Çin merkezli serbest yatırım fonu High-Flyer tarafından piyasaya sürülen yeni üretken yapay zekâ modeli DeepSeek R1, teknoloji endüstrisinin bilançolarında ve yatırım portföylerinde tehdit edici bir sarsıntıya neden olmuştu. İddialara göre, sadece 6 milyon dolara eğitilen (her ne kadar bu meblağ tartışmalı olsa da) DeepSeek’in son sürümü, OpenAI’ın amiral gemisi olan akıl yürütme modeli o1 ile aynı performansı, yüzde 95 daha düşük bir maliyetle yakalamıştı. R1, hatta OpenAI’ın diğer modellere karşı geniş bir teknik üstünlüğü korumasını sağlayan ve çokça övülen “gizli formülü” olan o1 akıl yürütme tekniklerini bile öğrenmişti. Hepsinden iyisi, R1 model ağırlıklarına kadar açık kaynaklıydı; yani isteyen herkes modeli ücretsiz olarak indirip ayrıntılarını değiştirebiliyordu.
Bu durum, piyasadaki en pahalı abonelikleri satmak için teknik üstünlüğüne dayanan OpenAI’ın iş modeli açısından varoluşsal bir tehdit anlamına geliyor. Aynı zamanda, Silikon Vadisi’nin abartılı pazarlama mekanizmasıyla şişirilen üretken yapay zekâ balonunu patlatarak yüz milyarlarca doları tehlikeye atma tehdidi oluşturuyor.
“Her şey pahasına büyüme” anlayışıyla geçen bir on yılın sarhoşluğunu yaşayan risk sermayesi fonları, üretken yapay zekâya yaklaşık 200 milyar dolar akıttılar. Durumu daha da kötüleştiren şey, borsadaki yükselişin büyük ölçüde yapay zekâ balonunu besleyen dev teknoloji şirketlerinin büyümesine bağımlı olması. 2023 yılında, S&P 500’deki toplam kazancın yüzde 71’i “Muhteşem Yedili” olarak bilinen Apple, Nvidia, Tesla, Alphabet, Meta, Amazon ve Microsoft’tan kaynaklandı ve bu şirketlerin hepsi en fazla yapay zekâ harcaması yapan şirketler arasında yer alıyor. Yalnızca dördünün -Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta- 2024’te yapay zekâ altyapısını güçlendirmek için yaptıkları sermaye yatırımı toplamda 246 milyar doları buldu. Goldman Sachs, önümüzdeki beş yıl boyunca dev teknoloji şirketlerinin yapay zekâya güç sağlayacak çiplere ve veri merkezlerine toplamda 1 trilyon dolardan fazla harcama yapacağını öngörüyor. Öte yandan, pazarın şu anki lideri OpenAI, sadece bu yıl 5 milyar dolar zarar bekliyor ve yıllık zararının 2026 yılına kadar 14 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor. Eğer yapay zekâ balonu patlarsa, sadece Silikon Vadisi’ndeki risk sermayesi şirketlerini silip süpürmekle kalmayacak, aynı zamanda halka açık piyasalarda derin bir boşluk yaratarak tüm ekonomiyi krize sürükleyebilecek boyutta bir tehlikeye neden olacak.
OpenAI’ın sürekli artan maliyetleri
Silikon Vadisi’nin bugün karşılaştığı temel sorun, ironik bir şekilde, büyümenin ta kendisi. Fethedilecek dijital sınırlar kalmadı. Bir zamanlar dijital dünyada keşfe çıkan genç öncü girişimler -Facebook, Google, Amazon- artık tekel konumundalar ve pazar oluşturma gücü sayesinde ağır tekel ücretleri talep ederek büyümeyi kısıtlıyorlar. 1990’larda internetin ortaya çıkışından 2010’ların sonuna kadar yazılım endüstrisinin elde ettiği olağanüstü kârlar bir daha asla geri dönmeyecek olsa da risk sermayesi fonları hâlâ yeni bir Facebook veya Google’a yatırım yapma şansının peşinde koşuyorlar. Bu durum, yapay zekâ eleştirmeni Ed Zitron’un “çürük ekonomi” olarak tanımladığı duruma yol açtı; risk sermayedarları sırasıyla blockchain, kripto para, NFT’ler ve metaverse gibi dijital teknolojileri aşırı şekilde pazarlayarak, erken internet şirketlerinin elde ettiği sınırsız büyüme vaatlerini tekrarladılar. Zitron’a göre, bu yeniliklerin hiçbiri mevcut endüstrileri dönüştürmeyi ya da kendi başına sürdürülebilir bir sektör hâline gelmeyi başaramadı. Çünkü bu teknolojilerin merkezindeki iş mantığı çürüktü ve var olmayan sonsuz dijital büyüme hayalini pazarlayan, savurgan ve şişirilmiş girişim sermayesi yatırımlarıyla ayakta tutuldu. Şimdi sahneye YGZ çıkıyor; tek bir insanın, hatta belki de tüm insanlığın kolektif zekâsının ötesinde zekâya sahip olacağı düşünülen bir yapay zekânın yaratılması öneriliyor. YGZ bir kez inşa edildiğinde, iklim değişikliği, kanser tedavisi veya sıfır karbonlu enerji kaynakları gibi insanlığın karşı karşıya kaldığı en zorlu sorunların pek çoğunu kolaylıkla çözebileceğimiz iddia ediliyor.
Hiçbir şirket, YGZ’nin gelişini OpenAI kadar öne çıkarmadı; şirket, üretken sohbet robotu ChatGPT’yi piyasaya sürdüğünden beri bu balonu inanılmaz yüksekliklere taşıdı. Geçtiğimiz yıl, OpenAI dev bir fonlama turunu tamamlayarak 157 milyar dolarlık değerlemeyle 6,6 milyar dolar yatırım aldı ve böylece SpaceX ve TikTok’un sahibi ByteDance’in ardından dünyanın en değerli üçüncü startup şirketi oldu. Kasım 2022’de ChatGPT’yi kullanıma sunan OpenAI’ın şu anda haftalık 250 milyon aktif kullanıcısı ve yapay zekâ araçlarına yaklaşık 11 milyon ücretli abonesi bulunuyor. Şirketin aylık geliri, 2023’ün başından itibaren yüzde 1.700’den fazla artış göstererek Ağustos ayında 300 milyon dolara ulaştı ve OpenAI bu yıl toplamda 3,7 milyar dolar gelir elde etmeyi bekliyor. Tüm bu veriler, dünya çapında büyük değişimler yaratabilecek, hızla yükselen bir startup’a işaret ediyor. Ancak OpenAI’ın finansal durumuna ve beklenen gelecek büyümesine daha derinden bakıldığında, bazı çatlaklar görünmeye başlıyor.

Öncelikle, OpenAI etkileyici ancak sürdürülemez bir hızla para yakıyor. Son finansman turu, son iki yılda gerçekleştirdiği üçüncü tur oldu ki bu bir startup için alışılmadık bir durum. Bu turda, 6,6 milyar dolarlık öz kaynağın yanı sıra, 4 milyar dolarlık döner kredi limiti (yani kullanıma hazır bir kredi) de dahil edildi. Bu tablo, OpenAI’ın ayakta kalmak için sürekli yatırımcı nakdine ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bu yıl 3,7 milyar dolarlık gelir elde edecek olmasına rağmen, üretken yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve işletilmesinin göğe yükselen maliyetleri nedeniyle OpenAI’ın yaklaşık 5 milyar dolar zarar etmesi bekleniyor. Bu maliyetlerin içinde, yapay zekâ modellerini çalıştırmak için 4 milyar dolarlık bulut bilişim gideri, yeni nesil modelleri eğitmek için 3 milyar dolarlık bilgi işlem maliyeti ve personel için ayrılan 1,5 milyar dolar bulunuyor. Kendi verdiği rakamlara göre OpenAI, kazandığı her 1 dolar için 2 dolar kaybediyor ki bu, herhangi bir şirketin sürdürülebilirliği açısından önemli bir uyarı işareti. Daha kötüsü, ChatGPT kullanıcı sayısını artırdıkça ve OpenAI önümüzdeki altı ay içinde temel modelini GPT-4’ten GPT-5’e yükseltmeye çalıştıkça, bu maliyetlerin daha da yükselmesi bekleniyor.
The Information tarafından incelenen finansal belgeler de bu gidişatı doğruluyor: OpenAI, yıllık zararının 2026 yılına gelindiğinde 14 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Dahası, OpenAI, Nestlé ve Target gibi devlerle boy ölçüşecek bir seviye olan yıllık 100 milyar dolarlık gelir noktasına ulaştığında nihayet kâr-zararın başa baş geleceğini düşünüyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Google’ın ana şirketi Alphabet, ancak kuruluşundan 23 yıl sonra, 2021 yılında 100 milyar dolar satış rakamını geçmişti ve bunu Google Arama, Android işletim sistemi, Gmail ve bulut bilişim gibi çok sayıda kârlı ürün sayesinde başarmıştı.
OpenAI, abonelik fiyatlarını yükseltebilmek ve kullanıcı sayısını artırabilmek için gelecekteki modellerinden beklediği varsayımsal teknolojik atılımlara derinden bağımlı durumda. GPT-5 sınıfı ve sonrasındaki modellerinin, algoritmik belirsizlikten tanrısal yetenekler çıkarması ve yüz milyonlarca ücretli abone oluşturması gerekiyor. Ancak bu ayın başında açık kaynak olarak piyasaya sürülen DeepSeek R1 modeliyle birlikte, OpenAI’ın giderek daha pahalı hâle gelen ürünlerini koruyacak hiçbir savunma hattı kalmadı. R1, matematik, kimya ve kodlama görevlerinde OpenAI’ın modelleriyle eşdeğer performansa ulaştı, OpenAI’ın özel akıl yürütme tekniklerini bağımsız olarak öğrendi ve ücretsiz olarak indirilebiliyor, değiştirilebiliyor ve kullanılabiliyor. Kullanıcılar, aynı performansı yüzde 95 daha düşük maliyetle sunan bir modeli kullanmak yerine neden OpenAI’ın aylık 20 dolarlık, hatta en son ve en üstün modelleri için belirlediği aylık 200 dolarlık ücretini ödemeye devam etsin ki?
Silikon Vadisi, tüm kartlarını yapay zekâya oynuyor
Wall Street, DeepSeek R1’in piyasaya sürülmesinden sonra aynı soruyu kendine sordu ve paniğe kapılarak Nvidia’nın hisse değerinden bir günde %15’ten (600 milyar dolar) fazlasını sildi -bu, tarihte bir şirketin yaşadığı en büyük tek günlük kayıptı. Ve bu, Altman’ın OpenAI’ın geleceğiyle ilgili aldığı tek kötü işaret de değil. OpenAI, daha bir yıl geçmeden (10 milyar dolar toplamasının ardından) yeniden fon arayışında; bu kez önerilen değerleme 340 milyar dolar. Çoğu durumda bir girişimin değerini ikiye katlaması iyi haber sayılır. Ancak OpenAI için bu para işleri daha da kötüleştirebilir. Bu durum, acil nakit ihtiyacını gösteriyor ve bugün her kazandığı 1 dolar için 2 dolar kaybeden şirket üzerindeki baskıyı artırıyor. Zitron’un belirttiği gibi, 340 milyar dolarlık bir değerlemeyle OpenAI’ı satın alabilecek kadar likiditesi olan çok az şirket var ve halka arzdan (IPO) beklentisi olan yatırımcılar bu fiyatın karşılığında ciddi kârlılık ve getiriler talep ediyor. Dahası, bu son yatırım turuna öncülük eden kişi, genelde para kazanmaktan çok kaybetmesiyle tanınan milyarder yatırımcı Masayoshi Son. Zitron’un ifadesiyle, Son’un Vision Fund’ının yatırım geçmişi düşünüldüğünde, bu durum olabilecek en karamsar işaretlerden biri. Tüm bunların gölgesinde bir başka önemli gerçek daha var: Microsoft’un OpenAI’a yaptığı ve 10 milyar doları aşan yatırımları, klasik hisse yatırımı biçiminde değil; bunlar, 1,5 yıl içinde borca dönüşecek kâr katılım birimleri.
Milyarları tüketen yalnızca OpenAI değil. Silikon Vadisi, yapay zekâyı yeni internet ya da yeni iPhone olarak pazarladı ve bir sonraki büyük teknoloji devrimini kaçırma lüksü yokmuş gibi yatırım yaptı. 2021’de, sıfır faizli kredilerin son demlerinde ve COVID destek harcamalarının trilyon dolarlara ulaştığı bir dönemde, risk sermayesi yatırımcıları yapay zekâ alanına rekor düzeyde bir miktar, 78,5 milyar dolar akıttı. Risk yatırımlarında genel bir yavaşlama yaşanmasına rağmen, 2024’ün ikinci çeyreği, yapay zekâ alanında çeyrek bazında 23,3 milyar dolarla tüm zamanların yatırım rekorunu kırdı. Dahası, risk sermayesi portföylerinin %33’ü yapay zekâya ayrılmış durumda -bu da kaygı verici bir yoğunlaşma işareti.

Buna rağmen, Büyük Teknoloji şirketleri yapay zekâ alanında en fazla harcama yapanlar konumunda. 2021 ile 2024 yılları arasında risk sermayesi şirketleri yapay zekâya yaklaşık 200 milyar dolar yatırım yapmışken, Büyük Teknoloji şirketlerinin yalnızca bu yıl içinde bu rakamı geride bırakması bekleniyor. Goldman Sachs’ın araştırmasına göre, bulut bilişim devlerinin önümüzdeki beş yıl boyunca grafik işlem birimlerine (GPU) ve üretken yapay zekâyı çalıştıracak veri merkezlerinin inşasına 1 trilyon doların üzerinde yatırım yapacağı öngörülüyor. Yapay zekâ, geçmişteki çok az teknoloji kadar pahalı bir alan olarak öne çıkıyor.
Tüm bu GPU dizileri ve süperküme veri merkezlerinin bol miktarda enerjiye ihtiyacı var; enerji sektörü de bu talebi karşılayabilmek için nesilde bir kez görülebilecek ölçekte bir yatırım hamlesine girişiyor. Üretken yapay zekâ için öngörülen veri merkezlerinin büyüklüğünü kavramak bile güç. Oracle, yalnızca yapay zekâ için üç nükleer reaktörden güç alacak gigawatt ölçeğinde bir veri merkezi kurma planlarını açıkladı. Öte yandan OpenAI, Beyaz Saray’a beş gigawattlık veri merkezlerinin gerekliliğini sundu -bu, tek bir yapay zekâ veri merkezinin yaklaşık üç milyon haneye yetecek kadar enerji tüketeceği anlamına geliyor. McKinsey’nin yeni bir raporuna göre, yapay zekâ veri merkezlerini besleyen elektrik tüketiminin ülkenin toplam elektriğinin yüzde 3-4’ünden 2030 itibariyle yüzde 11-12 seviyesine, yani üç katına çıkması bekleniyor. Oysa enerji sektörü genellikle yılda yüzde 2-3 oranında büyüyor, ki bu öngörülen talep artışını karşılamaya yetersiz kalacak. McKinsey, enerji şirketlerinin hâlihazırda planladıkları sermaye harcamalarına ek olarak 500 milyar dolar daha yatırım yapmaları gerekeceğini tahmin ediyor. Bu doğruysa, söz konusu durum yalnızca OpenAI için değil, yapay zekâ sektörünün beklenen büyümesi açısından da ciddi bir darboğaz oluşturuyor.
Para nerede, Lebowski?[2]
Risk sermayesi fonları, büyük teknoloji şirketleri ve enerji sağlayıcılar derken, üretken yapay zekâya yapılacak harcama yalnızca önümüzdeki beş yıl içinde 2 trilyon dolara dayanıyor. Tüm bu rakamları üst üste koyduğumuzda, bazıları üretken yapay zekânın ekonomik temelini sorgulamaya başlıyor. Goldman Sachs küresel hisse senedi araştırmaları birimi başkanı Jim Covello, internetin aksine bu teknolojinin hâlihazırda var olan yöntemlerden daha düşük maliyetle karmaşık iş problemlerini çözememesi nedeniyle, yapılan devasa yatırımı geri kazanamayacağından endişe ediyor. Üstelik en pahalı üretken yapay zekâ girdileri olan GPU’lar ve enerjiye yönelik talebin arzı fazlasıyla aştığı göz önüne alındığında, bu maliyetlerin zaman içinde teknoloji sektörü için kayda değer ölçüde düşmesi de pek mümkün görünmüyor. Yapay zekâ destekli kodlamanın üretkenliği kesinlikle artırabileceği düşünülse de, bunun sektörü birden çok trilyon dolarlık bir büyüklüğe taşıyıp taşıyamayacağı hâlâ belirsiz.
Anketler, ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarının birçok çalışanın verimliliğini düşürdüğünü ortaya koyuyor. Bunun nedeni, belirli bir görevin tamamlanması için gereken içerik ve adım sayısını artırmaları ile sık sık hata üretmeleri; bu hataların da tekrar gözden geçirilerek düzeltilmesi gerekiyor. Uplevel Data Labs’in (GitHub üzerinden Copilot kullanan) 800 yazılım mühendisini izleyerek yaptığı araştırma, yapay zekâ şirketlerinin öne sürdüğü bu “ideal kullanım örneği”nde bile kodlama verimliliğinde ölçülebilir bir artış olmadığını gösteriyor. Ayrıca elde edilen olası verimlilik kazançlarının da bir bedeli var gibi görünüyor. Microsoft araştırmacıları, üretken yapay zekâ araçlarını kullanan çalışanların daha üretken hâle geldiğini fakat eleştirel düşünme becerilerinin gerilediğini, bunun muhtemelen düşünme sürecini yapay zekâya devretmelerinden kaynaklandığını belirtiyor. ChatGPT’nin çarpıcı başarısının üzerinden iki yıl geçmişken, üretken yapay zekâ alanındaki iş modelleri ve yatırım gerekçeleri giderek zayıflıyor.

Daha da kötüsü, yapay zekâ uzmanı Gary Marcus’un işaret ettiği gibi, DeepSeek’in R1 modeli OpenAI ve bulut devleri için büyük bir tehlikenin habercisi. OpenAI’ın, giderek büyüyen modelleri eğitmek için GPU’lara harcadığı milyarlarca doları geri kazanabilmesinin tek yolu, diğer yapay zekâ şirketlerine karşı yeterince büyük bir teknik üstünlüğü sürdürerek, modellerine aylık 200 dolara varan ücretlendirmeleri haklı çıkarabilmesiydi. Ancak bu üstünlük bir anda ortadan kayboldu ve tüm sektöre ücretsiz olarak sunuldu. Buna karşılık Altman, rekabet gücünü koruyabilmek için abonelik fiyatlarını şimdiden iki kez düşürmek zorunda kaldı. Ancak milyonlarca ücretli aboneye ulaşmadan, kazandığı her 1 dolar için 2 dolar zarar eden ve maliyetlerinin beş yıl içinde yaklaşık 10 kat artacağını öngören bir şirketin kâra geçebilmesi zor görünüyor. OpenAI, kâr-zarar eşiğini 100 milyar dolar olarak belirlemiş durumda; bu hedefe ulaşmak için de gelirini beş yıl gibi kısa bir sürede 25 kat artırması gerekiyor. Oysa mevcut iş modeli, bu denli inanılmaz bir ölçeklenme başarısını haklı çıkaracak yapıya sahip değil.
Yine de OpenAI, yatırımcıların hâlâ var olduğunu düşünmeye ihtiyaç duyduğu mükemmel türden bir “her şey pahasına büyüme” hikâyesi sunuyor: Sadece Meta ya da Amazon benzeri olağanüstü büyüme rakamlarını tekrar yakalamakla kalmayıp, gelecekte tüm endüstrilerdeki büyüme ve inovasyonun vazgeçilmez bir parçası hâline gelme potansiyeline sahip. Bu durumda hiçbir endüstri yapay zekâdan kaçamayacak, yazılım sonunda dünyayı tamamen kuşatacak ve Marc Andreessen’in 2011’de öngördüğü gibi, tüm gezegen yazılımın pençesine düşmüş olacak.
Gary Marcus ise, OpenAI’ı “yapay zekânın WeWork’ü” olarak adlandırmaya başladı -WeWork, malum, yatırımcıların her şey pahasına büyüme mantığıyla savurgan ve neredeyse sahtekâr yatırımlar yapmasının sonucu olarak çöküşüyle ünlü bir şirket. Marcus, mevcut yöntemlerin YGZ vaatlerini gerçekleştirmeye yetmeyeceğinden o kadar emin ki, Anthropic CEO’su Dario Amodei ile, YGZ’nin 2027 sonuna kadar başarılamayacağı üzerine 100 bin dolarlık bir iddiaya bile girdi. Eğer YGZ gerçekleşmezse, OpenAI (340 milyar dolar) ve Anthropic (61,5 milyar dolar) gibi önde gelen yapay zekâ şirketlerinin dev değerlemeleri anlamını tamamen yitirecek. GPU’lar artık daha iyi yapay zekâ modelleri geliştirmenin en verimli ya da etkin yolu değilse, yüz milyarlarca dolarlık sermaye yatırımına dayanan ve beklenen yapay zekâ bilişim “süper döngüsü” asla gerçekleşmeyecek demektir. Bunun yerine, GPU’ların tıpkı internet çağında olduğu gibi büyümenin temel bileşeni olduğuna dair trilyonlarca dolarlık yatırım üzerine inşa edilen bu varlık balonu da bir anda buharlaşıp kaybolur.
Patlama ne kadar büyük olacak?
OpenAI’ın şaşırtıcı derecede yüksek para yakma hızı, bulut devlerinin ve enerji şirketlerinin yapay zekâyı destekleyecek altyapıyı kurmak için yapacakları trilyon dolarlık sermaye yatırımları, enerji ve yarıiletken sektörlerinde oluşacak arz darboğazları ve bu araçlardan elde edilecek ekonomik faydaların belirsizliği bir araya geldiğinde, ortaya çıkan tablo üretken yapay zekâ alanında büyük bir balon olduğunu işaret ediyor. Bu balonun patlaması durumunda startup’lar ve risk sermayesi fonları yok oluş riskiyle karşı karşıya kalırken, “Muhteşem Yedili” olarak adlandırılan dev teknoloji şirketlerinin hisselerindeki sert düşüşler panik yaratarak borsaları sarsabilir. Halka açık piyasaların en büyük teknoloji şirketlerinin büyümesine ne kadar bağımlı hâle geldiği düşünüldüğünde, bu durum geniş çaplı bir ekonomik krize dönüşebilir.
2024 yılında, “Muhteşem Yedili” S&P 500 endeksindeki büyümenin büyük kısmından tek başına sorumluydu; endekste yer alan diğer 493 şirketin getirileri ise durağan seyretmişti. Nvidia, yaz aylarında değerlemesini 3 trilyon dolara çıkardığında, sadece Microsoft, Apple, Nvidia, Alphabet ve Amazon’dan oluşan beş şirket, toplam endeks değerinin yüzde 29’unu oluşturuyordu ki, bu oran dot-com balonu patlamadan hemen önceki en büyük beş teknoloji şirketinin ulaştığı yoğunlaşmayı bile geride bırakıyordu. Nvidia, son beş yılda hisselerinde akıllara durgunluk veren yüzde 4.300’lük bir artışla inanılmaz bir yükseliş yaşadı. Bu, 2000 yılındaki dot-com çöküşünden hemen önce zirveye ulaştığı beş yıllık dönemde yaklaşık yüzde 4.500 büyüyen ağ ekipmanı üreticisi Cisco’yu andırıyor.
Nvidia ve diğer “Muhteşem Yedili” üyeleri, yapay zekâya yönelik abartılı heyecan söz konusu olduğunda birbiriyle bağımlı bir ilişki içinde. Bu şirketler Nvidia’nın en büyük müşterileri; GPU talebini o kadar artırıyorlar ki, talep, çip üreticisi TSMC’nin bile arz kapasitesini aşıyor. Nvidia şu anda bu yüksek maliyetleri müşterilerine aktarabiliyor, çünkü yapay zekâ hesaplamalarını gerçekleştirebilecek büyüklükteki tek müşteriler onlar. Ancak yapay zekâya olan talep azalırsa, bu yedilinin tamamı da onunla birlikte düşüş yaşayacak.

Teknoloji sektörü için DeepSeek, muazzam yükseliş dönemine gerçek bir tehdit oluşturuyor; çünkü üç önemli gerçeği gözler önüne serdi. Birincisi, en ileri düzey yapay zekâ modellerinin, şu anda yüz binlerce GPU gerektiren devasa model inşa etme yaklaşımı yerine çok daha ucuza ve verimli bir şekilde eğitilebileceğini kanıtladı. Sermaye açısından bakıldığında, ABD’nin benzer model ilerlemesi için en az on kat fazla yatırıma bel bağlayan stratejisi hayli israfçı bir görünüm sergiliyor. İkincisi, DeepSeek, en yeni GPU’ları kullanmadan da üst düzey bir model eğitebileceğinizi gösterdi. Bu da müşterilerin son teknoloji GPU’lara ulaşabilmek için altı ay ile bir yıla varan bekleme süreleri yaşadığı mevcut talebin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Son olarak, önde gelen yapay zekâ girişimlerinin yüksek değerlemeleri, modellerindeki teknik üstünlük sayesinde hesaplama maliyetlerini karşılayacak fiyatları talep edebilmelerine dayanıyordu. Ancak bu teknik üstünlük, kapalı kaynak modeller, milyarlarca dolarlık sermaye harcamaları ve DeepSeek gibi Çinli şirketlerin en yeni GPU’lara erişimini engelleyen ihracat kontrollerinin birleşimiyle mümkün oluyordu. Artık bu üstünlük ortadan kalktı. GPU talebi düşerse ya da milyarlarca dolarlık yatırımın öngördüğü üstel artışı yakalayamazsa, balon patlayacaktır.
Borsanın büyüme açısından teknoloji şirketlerine olan bağımlılığı düşünüldüğünde, balonun patlamasını tetikleyecek olay yapay zekâ sektörünün kendisinden kaynaklanmayabilir; ancak yapay zekâya yönelik harcamalarda yaşanacak herhangi bir geri çekilme, sektördeki mevcut büyüme rotasını çökertebilir. Olası tetikleyici senaryolar çok çeşitli: Bir kripto piyasası çöküşü; Başkan Trump’ın Kanada, Meksika ve Çin’le giriştiği ticaret savaşları; Elon Musk’ın yönettiği “Hükümet Verimliliği Bakanlığı” (DOGE) tarafından planlanan, devlet harcamalarında 1 trilyon doları aşan kesinti hedefi; veya dünyadaki gelişmiş bilgisayar çiplerinin yaklaşık yüzde 70’inin üretildiği Tayvan’a Çin’in askeri müdahalesi gibi olaylar bunlardan yalnızca birkaçı. Wall Street’in bu balondan endişe duyduğu açıkça görülüyor, çünkü yapay zekâya yönelik en ufak bir olumsuz haber, en sert darbeyi Nvidia’ya indiriyor. Üstelik geçen yaz Japon yenindeki hareketlenme gibi teknoloji sektörüyle ilgisi olmayan bir panik dalgasında bile, “Muhteşem Yedili” ağır kayıplar yaşadı.
Yapay zekâ balonu her geçen gün daha tehlikeli biçimde sallanıyor. Dot-com balonunun patlaması gibi bazı ekonomik balonlar, kısa vadede acı verse bile uzun vadede ekonomiye olumlu etkiler bırakabilir. Ancak 2008 konut balonu gibi bazılarıysa ekonomi üzerinde kalıcı yaralar açarak, bütün bir sektörü yıllarca büyüme rotasından çıkarabilir. ABD konut sektörü hâlen 2008 öncesindeki büyüme çizgisine dönemedi; bu durum bugün ABD’yi etkisi altına alan konut krizinin temel nedenlerinden biri. Teknoloji sektörünün bugün oynadığı oyun da tam olarak bu türden bir yangın riski taşıyor.
Bugünün Silikon Vadisi, efsanelerde anlatılan eski Silikon Vadisi değil. Risk sermayesi yatırımcıları, her ne kadar manifestolarında “küçük teknoloji”yi ve girişimciliği kutlasalar da giderek daha geleneksel finans kurumlarına benzemeye başladılar. Artık emeklilik fonlarından, serbest yatırım fonlarından ve devlet varlık fonlarından para topluyorlar. Silikon Vadisi artık kurumsal ve yönetsel bir kimliğe büründü; hatta özel sermaye şirketleri bile bugün vadide yatırım yapıyor. Risk sermayesi ve Wall Street’in birleşimi, düzenlenmemiş finans sektörünün kontrolsüz spekülasyonu ile teknoloji endüstrisinin abartılı vaatlerini tek, dev bir balonda birleştirme tehdidi taşıyor. Bu durum, vadinin eski ruhuyla çelişiyor ve çürümüş, şişirilmiş bir yatırım stratejisinin simgesi hâline geliyor: Artık Silikon Vadisi’nde girişimciler paranın peşinden koşmuyor; para girişimcilerin peşinden koşuyor. Belki de yapay zekâ balonunun etkileri hissedildikten ve Silikon Vadisi kısa bir süreliğine durulduktan sonra, teknoloji dünyası köklü bir “reset atarak” yeniden daha yenilikçi günlerine dönebilir.
Dipnotlar:
[1] Yazar burada “Stargate”in İngilizcedeki anlamına, “yıldız geçidi”ne gönderme yapıyor (ç.n.).
[2] “Where’s the Money, Lebowski?”, Coen Kardeşler’in The Big Lebowski (1998) filmindeki bir replik. Film, yanlış kimlik, kayıp para ve kaotik olaylar örgüsüyle kurulmuşken bu cümle, genellikle “anlamsız bir arayış” veya “kayıp değerlerin peşinde koşma” bağlamında kullanılır (ç.n.).
(DS/VC)
Alex Hanna: Yapay zekâya değil, şirket çıkarlarına hizmet etmeyen teknolojiye ihtiyacımız var

Chris Avramidis: Tempi grevi, Yunanistan işçi hareketi tarihine altın harflerle yazıldı

Stavros Stavrides ile Tempi tren faciası üzerine söyleşi

Algoritmaya öfke

Dünyada bir heyula dolaşıyor
