Zıpla, zıpla! Zıplamayan Pinochet*

Pablo Larraín’in 2012 yapımı "No" filmi, Şili’de 1988 yılında gerçekleşen tarihi referandumu konu alıyor.
Diktatör Augusto Pinochet’nin iktidarını sürdürmek için düzenlediği bu referandumda, muhalefet kanadı "No" (Hayır) kampanyasını yürütür. Film, reklamcılık sektöründen gelen genç bir stratejist olan René Saavedra’nın (Gael García Bernal) bu kampanyayı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Film, korku ve baskının hâkim olduğu bir atmosferde, umut ve neşeyi merkeze alan yaratıcı bir kampanyayla otoriter Pinochet rejiminin nasıl yıkıldığını anlatmaktan fazlasını gösteriyor. Öte yandan tüm dünyadaki otoriter rejimlerin altında yaşayan halklara ilham veren bu film tam 8 ödül aldı.
Bir reklam kampanyası diktatörü devirebilir mi?
Rejimin baskısı ve şiddeti karşısında geleneksel muhalif söylemlerden farklı bir yol izleyen bu seçim kampanyası, umut dolu ve neşeli bir stratejiyle kitlelere ulaşmayı hedefliyordu.
“No”, salt bir politik tarih anlatısı değil; aynı zamanda medya ve iletişim stratejilerinin toplum üzerindeki etkisini irdeleyen bir yapım. Film, muhaliflerin umutsuzluk ve karamsarlık yerine umut ve coşkuyu ön plana çıkararak halkı kazanma çabalarını işliyor. Filmde, siyasetin salt ideolojik söylemlerden ibaret olmadığını, kitlelerin psikolojisini anlayarak yürütülen stratejilerin büyük değişimlere yol açabileceğini görüyoruz. Larraín, bu noktada reklam dünyasının parlak ve yüzeysel doğasını sorgularken, sistemin araçlarının nasıl tersyüz edilebileceğini de gösteriyor.
Belgesel tadında bir film
“No”nun en büyük başarısı, dönemin atmosferini yansıtmasındaki ustalığı. Larraín, dönemin televizyon estetiğini yakalamak için eski U-matic kameralar kullanarak görselliğe belgesel havası kazandırıyor. Film, sanki 80’lerde çekilmiş bir arşiv görüntüsü gibi hissettiriyor ve bu sayede izleyiciyi doğrudan o yıllara götürüyor.
Filmin teknik anlamda en çarpıcı yönlerinden biri, Larraín’in gerçek haber görüntüleriyle kurmaca sahneleri ustalıkla harmanlaması. Düşük çözünürlüklü görüntüler, dönemin televizyon estetiğini birebir yansıtıyor. Görsellik açısından, kampanyanın parlak ve renkli dünyası ile Pinochet rejiminin gri ve tekinsiz atmosferi arasındaki kontrast, filmin anlatım gücünü artırıyor. Müzik kullanımı minimal tutulurken, reklamların içindeki neşeli melodiler ve kampanyanın popüler kültüre yaslanan dili, filmin ruhunu belirliyor.
Türkiye’deki protestolara da ilham kaynağı oldu
“No” filmi dünyanın her yerinde protestocuların diline yeni bir slogan kattı: Zıpla, zıpla! Zıplamayan Pinochet.*
Gezi Parkı eylemlerinde de kullanılan “Zıpla, zıpla! Zıplamayan Tayyip”* sloganları 19 Mart’ta başlayan Saraçhane protestolarında da kendisini gösterdi. Bu sefer slogan “Zıpla zıpla! Zıplamayan Tayyipçi”* olarak değişmişti.
“No” filminde olduğu gibi Türkiye’de de baskıya karşı mücadelede umut ve mizah önemli bir direnç noktası oluşturdu. Mizahi ögelerle bile otoriter rejimlere zarar verebildiğini gören protestocular özgünlüklerini kullanmaktan geri adım atmıyorlar.
Bu film, politik değişimin sadece ideolojik çatışmalarla değil, stratejik iletişim ve yaratıcı medya kullanımıyla da mümkün olduğunu anlatan etkileyici bir film.
(SH/RT/AD)