Taleplerimizi toplumsal mücadeleden soyutlama devri geçti

Eşit yaşama talebimizi bilmem kaçıncı sıraya erteleme devri bitti. Çünkü hayat bütünlüklüdür. Sömürü bütünlüklüdür, aşağılanmak bütünlüklüdür. Sorunlarımızın kökeni sınıfsal ve bu gerçekliğin üzerinden atlayan hiçbir kesişimsel mücadele başarılı olamaz. Aynı şekilde ezilenlerin kesişimsel mücadelesini yıllarca olduğu gibi ütopik zamanlara öteleyip görmezden gelmek de artık imkansız.
20. yüzyıl mücadeleleri bunu defalarca gösterdi. Yıllarca alanlara girmesine burun kıvrılan LGBTQ+’ların artık alanda olması değil olmaması sorgulanıyor. Çünkü var olmalarının haklılığıyla cesaretle ileri atılıp ön yargı duvarının en sert kolonunda onarılmaz bir delik açtılar. Bunu kendi adıma, engelli hakları mücadelesi açısından örnek alırım. Sloganların dahi zamanla anlamından soyutlandığı sosyal medyanın popülist dünyasında, sürekli paylaşılan Emma Goldman’a ait olduğu iddia edilen “Dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir” sözünden esinlenerek “Ötekilerin kendisini ifade edemediği bir mücadele eksik kalmaya mahkumdur” diyorum.
Bu eşyanın tabiatı gereği de böyle zaten. Bugün özellikle gençlerin geleceksizliğe karşı verdiği mücadele hiçbir ayrımcı kalıba sığamayacağı gibi, belli kesimlerin taleplerini yok sayma darlığına da düşemez. O nedenle “şimdi engelli haklarının zamanı mı” diyene kendini güncellemesi gerektiğini gösterecek hayat. Her alanda eziliyorsak, her alanda kendimizi ifade edebilmeliyiz. Toplumun duyarlılığının yükseldiği dönemlerde, dilden başlayarak her türlü ayrımcılığı gündeme getirmeliyiz. Dildeki sağlamcılığın farkında olmayan insanlara da bir ufuk açmış oluruz böylece. Mesela “ideolojik körlük, olaylara kör sağır kalmak” gibi ifadelerin ayrımcı ve sağlamcı olduğu tartışılmayacak bile yıllar sonra. Daha önce üzerine gidilmiş ayrımcılıklar gibi, kitaplarda kalacak. Tabii bu kendiliğinden olmayacak. Bugüne kadar değiştirdiğimiz her şeyde olduğu gibi, burada da belirleyici olan şey bilinç berraklığımız ve mücadelemiz olacak. O nedenle tarihe engelli hakları açısından yön veren bazı eylemleri buraya alıntılamak istedim.
Erişilemeyen kamu binaları, kısıtlanan hayatlar, yok sayılan insanlar… Sakatlar için hiç yabancı olunmayan durumlar. “Gelişmiş ülkelerde” farklı sözünü çok duyarız. Oysa her yerde aynıdır. Bir nebze kazanım varsa o da bilinçli kitlelerin öne atılması sayesinde olmuştur. Özellikle sosyal modelin yaygınlaşmasıyla bu mücadelenin seyri değişmiştir. 1977 yılında ABD’de federal binaların erişilebilir olmasını içeren rehabilitasyon yasasının 504. Maddesinin uygulanması için San Francisco’daki Sağlık, Eğitim ve Refah bakanlığı sakat aktivistler tarafından adeta işgal edildi. 28 gün sürdü oturma eylemi. Bu eylem sonucunda hükümet 504. Maddeyi uygulamak zorunda kaldı ve federal binalara erişilebilir olma zorunluluğu getirildi. ABD tarihinde federal bir binada yapılan en uzun eylemin altına imza atmak da eylemcilerin şanı oldu.
70’li yıllar Japonya’da da erişilebilirlik eylemlerine sahne oldu. Biz 2025 yılında daha tam olarak erişilebilir toplu taşımaya sahip değilken 70’lerde Japonya’daki güçlü engelli eylemleri sayesinde toplu taşıma tamamen erişilebilir hale geldi. Dünyada ve Türkiye’de benzer bir çok eylem gerçekleşti. Eylemlerin niteliğini dönemin koşulları da belirliyor. Mesela 2010’lerin ikinci yarısından itibaren tüm protesto hareketlerinde olduğu gibi engelli eylemlerinde de sosyal medya önemli bir araç haline geldi. Hem engelli aktivistler ve örgütlerin kendini güncellemesinde hem de kendilerini topluma anlatmalarında önemli bir rol oynadı. Yukarıda verdiğim eylem örneklerini neredeyse 50 yıl öncesinden seçmem bilinçli bir eylemdi. “Gelişmişlik” ya da kazanılmış haklar kendiliğinden oluşmuyor. Hepsi bir mücadelenin ürünü.
Son dönemde dünya çapında gelişen eylemlerin çoğu da tek bir talebe sınırlı kalmıyor. Sistemin birçok açıdan örselediği insanlar kendi taleplerini haykırıyor. Bu çok önemli bir avantaj. Bir kişiyi bile sağlamcılıkla yüzleştirmeye çalışırken, yüzlerce kişinin ilgisini bu konuya çekme olanağı doğuyor. Elbette ilgili mücadele neyse, onun ana konusunun odağını kaydırmadan yapmak gerekiyor bunu. Çünkü “şimdi sırası değil” diyen çok bilmişlerle “benim tek politikam” engelim diyenler aynı geri noktada birleşiyor. Aynı amaç etrafında farklılıklarımızı da savunarak, öğrenerek ve öğreterek yürümekten başka bir çare yok. Gerisini de hayat içindeki pratik öğretiyor. Yeter ki öğrenmek isteyelim.
(BS/RT)