Son günlerde Ayşe Barım'a yönelik Gezi eylemleri soruşturması ve HDK operasyonu çerçevesinde gözaltına alınanlara ve ifadeye çağrılanlara uzun yıllar önce yapılan telefon görüşmeleri ile ilgili sorular soruldu. Kamuoyunda bu nedenle "Neden yıllar sonra soruşturma konusu oluyor?" sorusu soruldu.
İletişimin takip edilmesi, ortam dinlemesi, baz istasyonundan konum takibi gibi soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla yapılan uygulamalara teknik takip deniyor. Yargıtay teknik takip kavramını, hukuki niteliği itibariyle koruma tedbirlerini ifade etmek üzere kullanıyor. Bu tür tedbirlere, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi, delillerin elde edilmesi ve korunması, şüpheli veya sanığın kaçmasını engellemek vb. nedenlerle başvuruluyor.
Teknik takip için hakim kararı gerekiyor, ancak gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda savcılık kararı ile başlatılabiliyor. Savcılığın kararı yine de bu hakimin onayına sunması ve hakimin 24 saat içinde karar vermesi gerekiyor.
Teknik takip sonucu elde edilen ses kayıtları 17-25 Aralık tarihlerinde yapılan operasyonlarda da tartışma konusu olmuştu. Yapılan incelemede polisin takip talebinde yazdığı telefon numaralarının ya da imei numaralarının başka kişilere ait olduğu ve usulsüz dinleme yapıldığı ortaya çıkmıştı. Gülen cemaatinin yoğunlaştığı İstihbarat, Güvenlik şube görevlileri tarafından bu şekilde siyasilerin de dinlendiği anlaşılmıştı.
HDK soruşturması kapsamında tutuklananlara sorulan sorulara ilişkin telefon çözümlemeleri 2012-2013 yıllarına ait. Kararın altında ise Süleyman Karaçöl ve Menekşe Uyar imzası yer alıyor. Her iki hakim de 15 Temmuz sonrası Gülen Cemaati ile olan bağlantıları nedeniyle yargılandı ve ceza aldı. Süleyman Karaçöl, "Oda TV kumpas davası"nda yer almak ile suçlandı. Karaçöl'ün adı ayrıca MİT Başkanı Hakan Fidan hakkında başlatılan soruşturmada da geçiyordu. Her iki hakime yönelik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "müşteki" sıfatıyla yer aldığı dava açılmıştı.
Dinleme nasıl yapılıyor?
Teknik takibin nasıl yapılabileceği Ceza Muhakemeleri Kanunu'nın 135. maddesinde düzenleniyor. Düzenlemeye göre, teknik takip kararı talebinde, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.
Düzenlemenin 3. maddesinde ise "Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir." şartı yer alıyor.
Yapılan teknik takip sonucu elde edilen bilgiler, suçlamaya ilişkin destekleyici bilgiler içeriyor ise soruşturma açılıyor. Ancak sadece teknik takip sonucu elde edilen görüşmeler tek başına delik kabul edilmiyor. Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2018/1363 E. , 2021/10160 K.) kararında "Somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen soyut iletişim tespit tutanakları delil olarak kullanılamaz." hükmünü kurmuştu.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2020/2657 E. , 2021/12279 K.
Teknik takip sonucunda herhangi bir suç unsuruna rastlanamaması halinde takip edilen kişinin bilgilendirilmesi ve kayıtların imha edilmesi gerekiyor. 17-25 Aralık operasyonuna dayanak yapılan görüşme kayıtları, 15 Temmuz sonrasında "herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı" gerekçesiyle imha edilmişti.
12 yıl sonra gelen soruşturma
2012 ve 2013 yıllarında Gülen cemaati üyesi hakimler tarafından verilen karar doğrultusunda yapılan teknik takip sonucu elde edilen kayıtlar bugün soruşturma konusu oldu. Aradan geçen 12 yıla rağmen savcılık tarafından iddianame hazırlanmadığı ya da karara bağlanmadığı için dosya kapanmadı. Kayıtlar hakkında karar verilemdiği için de kayıtlar imha edilmedi ve yeniden kullanıldı.
Ancak bu durum da soruşturmanın hukuk yönünden tartışılmasına yol açıyor. Osman Kavala ile ilgili kararında "Bu bağlamda, başvuran, Gezi olaylarından dört yılı aşkın bir süre sonra ve darbe girişiminden bir yılı aşkın bir süre sonra 18 Ekim 2017 tarihinde söz konusu olaylarla ilişkili suçlamalarla yakalanmıştır. Şüphesiz, soruşturmada kaydedilen ilerleme ilgili makamların itiraz edilen tedbirlerin ilgili zamanda kullanımını gerekçelendirebilecek delilleri toplamalarını sağlayabilirdi. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi (bk., yukarıda § 151), dava dosyasında söz konusu uzun süreye açıklama getirecek herhangi bir delil bulunmamaktadır." ifadesine yer veriyor.
Savcılığın soruşturmaya ilişkin iddianame hazırlaması gereken süre konusunda bir düzenleme olmasa da, AİHM bu durumu hukuki bulmadığını açıkça ifade etmişti.