CUMARTESİ ANNELERİNDEN ERDOĞAN'A:
"Gözaltına alınan sevdiklerimize ne oldu? sorusunun muhatabı sizsiniz"

“Yıllardır bizler bu meydanda 10 kişi sınırlaması ile olmasını istemiyoruz. Kayıp yakınlarının düşüncelerini anlatma konusunda yetkililer neden rahatsız. Biz yalnızca adalet istiyoruz, faili meçhulleri failleri yargılansın istiyoruz. Talat’ı nehire attık dediler fakat Talat’ın cenazesi bulunamadı, neden kenara vurmadı. Biz kimsesizler mezarlığına da baktık yoktuk. Yok. Biz devletin komplosuna uğradık. Düşüncesinden dolayı gençlerin gözaltına aldılar. Bu analar kardeşler ağlamasına artık. Kardeşler artık hak mücadelesindeyiz. Adalet sağlanamaz mı siyaset isterse sonuçlandırır, kayıplarımızın yerlerini açıklar. Biz ne yapalım canımız yanıyor. Biz ne yapalım? İnsan haklarına aykırı yaşam haklarına aykırı bu yaptıklarınız. Biz ne yapalım?”
Bugün, Galatasaray Meydanı’nda böyle seslenen polislere de “biz ne yapalım?” Diye seslenen kişi, 1 Nisan’da gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu’nun ablası Münübe Türkoğlu.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1045. hafta buluşmasını bugün Galatasaray Meydanı’nda yaptı.
Polis, hak savunucularından sadece 10 kişinin basın açıklamasına katılmasına izin verdi. Açıklama yine polis barikatları önündeydi.
Kayıp yakınları bu haftaki eylemde, 1 Nisan 1996’dan bu yana kendisinden haber alınamayan Talat Türkoğlu’nun akıbetini sordu.
"İlk adım, tutukluları serbest bırakın"
Haftanın basın açıklamasını okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, düşünceleri yüzünden tutuklanan herkesin serbest bırakılmasını istedi.Şöyle seslendi:
"Yaşadık, biliyoruz: Barışçıl bir gösteri sırasında katılımcıların engellenmesi veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırma yoluna gidilmesi Anayasa’ya aykırıdır ve toplanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Hakkın keyfi biçimde engellenmesi, insanları düşüncelerini serbestçe açıklamaktan, toplantı ve gösterilere katılmaktan caydırmayı amaçlamaktadır. Toplanma ve gösteri hakkını hedef alan bu hukuksuzluk son bulmalıdır. İlk adım olarak, Galatasaray’daki bariyerler kaldırılmalıdır. Ancak bu yetmez; gösteri ve toplanma hakkını kullandıkları için tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki tüm suçlamalar düşürülmelidir.”
Erdoğan': Sorumluluğunuzu yerine getirin
Ayrıca Erdoğan’a seslenen Yoleri, “Sevdiklerimize ne oldu?” diye sordu, şöyle devam etti:
“1045. haftamızda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sesleniyoruz: Kayıp yakınlarının “Gözaltına alınan sevdiklerimize ne oldu?” sorusunun muhatabı 23 yıldır siz ve iktidarınızdır. Zira gözaltında kaybetmelerde, sadece olayın gerçekleştiği dönemdeki iktidarları değil, aynı zamanda sonraki iktidarları da kapsayan bir sorumluluk zinciri vardır. Kayıp yakınlarına etkili ve ulaşılabilir iç hukuk yolları sağlama ve seslerini duyurma çabalarını destekleme sorumluluğunuzu yerine getirin.
Kaç yıl geçerse geçsin, Talat Türkoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Talat Türkoğlu nasıl kaybedildi?
Sosyalist kimliğiyle bilinen 45 yaşındaki Talat Türkoğlu, İstanbul Avcılar'da yaşıyordu. 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için Edirne’ye gitti. İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini kardeşlerine söyledi. Ailesinin yanında kaldığı süre boyunca bu durum devam etti.1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıkan Türkoğlu’ndan bir daha haber alınamadı.
Türkoğlu Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü’nün tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar, Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunu bilmediklerini söyledi.
1997 yılında JİTEM mensubu Kasım Açık’ın yaptığı itiraflar basına yansıdı. Talat’ın eşkâlini, kullandığı saati, giysi ve ayakkabılarını, cüzdan bilgilerini ayrıntılarıyla veren Kasım Açık; onun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını, işkenceyle öldürüldüğünü ve bedeninin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi.
Bu beyanlar üzerine Türkoğlu Ailesi, avukatları aracılığıyla ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvurdu. Ancak savcılık, etkin bir soruşturma yürütmeden “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi.
AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkili bir soruşturma yapmadığı ve Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu.
AİHM'in Türkiye'yi mahkûm etmesinin ardından, dosyayı başından beri takip eden İHD avukatı Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığ’ına dilekçe ile başvurarak AİHM’in verdiği mahkûmiyet kararı gereği soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesini talep etti. Ancak Edirne Savcılığı, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. Bu karara yapılan itiraz başvurusu da reddedildi.
Aile, 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi ise 2020 yılında başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Aile, kararın icrası için tekrar AİHM'e başvurdu.
Kısacası, Talat Türkoğlu’nun gözaltında kaybedilmesi ile ilgili iç hukukta tüm başvuru yolları denenmesine rağmen, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı.
KADINLARIN GÜNDEMİ
Bir kadının hayatı, bir başka kadının adaleti: Pınar ve Ezgi

Feministlerden gözaltında taciz, çıplak arama protestosu: Failler cezalandırılsın

İHD'den iktidara hasta mahpuslar için “çifte standartı bitirin” çağrısı

Kadınlar mücadele ediyor, erkek şiddeti yargılanıyor

ERKEK ŞİDDETİ MART 2025
Erkekler Mart’ta 24 kadını öldürdü
