Toplanın en etkili ritüeli anlatıyorum!

Okumaya başlamadan önce ritüelin daha etkili olması adına, Lady Gaga – Abracadabra şarkısını dinleyin ve öyle okuyun.
Günün, ayın, yılın her anı konuşulan ve kimilerimizin hemen yapmak için ortam hazırladığı, kimimizin gizli gizli yaptığı, kimimizin ise hiç umursamadığı o fantastik konu; ritüeller… Atanamamış bir influencer olarak, büyük bir sürpriz gelişmezse hayatımı aylık gelen maaşlarla sürdüreceğimi büyük bir olgunlukla kabul ettim. Aşırı normal olan hayatımın bir takım mucizelerle değişebileceğine dair inancım her şeye rağmen elbette var.
Çünkü bana istersem her şey olabileceğim öğretildi. Fakat, Türkiye gibi toplumlarda bir yandan da istediğiniz hiçbir şey olamazsınız, buna rezil olmak da dâhil.
Fantastik olaylar ülkemizi bir kenara bırakacak olursak, ritüeller yaparak hayatının değişmesini bekleyenleri eleştirmek gibi bir niyetim yok. Toplum; hayatını idame ettirme niyetiyle bir kısım tarafından ‘anormal’ olarak görülen şeyler yapan insanlar yüzünden çürüyecekse, zaten çürüsün.
Buna itirazı olanları sessize alıp, daha da saçma olan ama toplumumuzda inanılmaz yer tutmuş olan 12 üzüm ritüelini ele alma niyetindeyim.
Kendini Marksist olarak tanımlayan bir insan olarak, bu iddiama güvenen dostlardan özür diliyorum. Ama bunu ben de yaptım ve çevremdeki herkese de yaptırdım. Bunu saçma bulanlarınızın Türkiye’de gündemin 4 dakika 16 saniyede değiştiğini bilmesini isterim. Bu noktada sosyal medyada 4 dakika 16 saniye dolaşarak daha saçma şeyler görebileceğinizi iddia ediyorum.
Neyse konumuza dönelim. Bu ritüeli yapanların en büyük merakı sonuçların ne zaman açıklanacağı. Ben hemen merakınızı gidereyim, şubat sonu, mart ortası gibi açıklanır.
Kaynağım sağlam, lütfen merak edenler dediğim tarihleri kollasın. Konuya ilişkin en merak edilen noktaya cevap verdiğime göre, konunun şahsımca önemli olan noktasına dönebiliriz. ‘Neden insanlar bu tarz ritüellere bu kadar bağlandı ve 2025’in ilk saniyelerinde masanın altında 12 üzüm yedi?’
Lafı dolandırmaya hiç ihtiyaç duymuyorum, hemen söylüyorum; hali hazırda yaşadıkları hayatlarından beklentilerini kesmiş ve daha iyi bir hayat kurma ümidi olan insanlar, evrene bir takım mesajlar göndererek hayatlarını değiştirmek istiyorlar. Bu beklentiler kişiden kişiye değişiklik gösteriyor.
Kimisi atanmak, kimisi uygun bir kısmet bulmak, kimisi iş bulmak, kimisi çocuklarının mutluluğunu, kimisi mobbingçi patronunun dayak yemesini, kimisi zam, kimisi ise dünya barışı istiyor. Örnekler öylece uzar gider ama ‘mobbingçi patronunu dövmek’ gibi radikal hareketler yapamayanlar, patronu helak olsun diye, evrenin farklı noktalarına enerjiler yollamayı tercih ediyor.
Peki, neden insanlar daha rasyonel girişimlerde bulunmak yerine bu gibi ritüellere sığındı? Sığınmak dedim buna, çünkü patronu dövüp istifa etmek bir çözüm.
Ama nerdeyse her iş kolunun belli başlı patronlara esir edildiği günümüzde, çalışanın işini iyi yaptığı haberi hiç yayılmazken, hakkını aradığı haberi saniyesinde dost meclisine iletilir. Sonra tekelleşmiş sektörde iş bul bulabilirsen.
Tek bir örnek üstünden ilerlemek istemiyorum. Gelecek kaygısı çeken bir kişi, hakkını aramak için elbette çözüm yollarını biliyordur ama hak aramanın suç olduğu Türkiye’de evrene mesaj iletmek de bir başkaldırıdır. Başkaldırı kelimesi biraz yüksek perde oldu. Ama ikili ilişkilerin öğle yemeği misali hızla tüketildiği günümüzde, dengine denk gelmek için ritüel yapmak bile bu sisteme başkaldırıdır elbette. Herkesin yârini alıp ıssız bir dağ evinde yaşayacak durumu yok. Dünyanın hassas kalpliler için bir cehennem olduğunu bir kez de ben göstermiş oldum.
Duygularımızı sağa, sola hunharca saçmadan olayın özüne hemen geri dönelim. Gelecekten beklentilerimiz için gerekli adımları da atsak dahi istediklerimize ulaşamıyoruz.
Bunu en basit noktadan örneklendirmem gerekirse; Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde eğitim alan ama her şeye rağmen iş bulamayan bir genç, tanıdıkları konusunda şanslı (!) olmadığı için iş bulamıyor. Bu şans elbette ‘Yeni Türkiye’de’ bazılarına doğru kişilerle akraba ya da tanıdıksa denk geliyor. Bu şansı elde edemeyenler en makul işlere mecbur bırakılıyor ya da ‘yolcu yolunda gerek’ diyerek, soluğu refah seviyesi yüksek başka bir ülkede buluyor. Geriye kalanlar ise, karaya vurmuş hamsi misali çırpınmaya devam ediyor.
Elinde pasaportu bile olmayan, işten çıkamayan, mobbingçi patronu dövemeyen, bu devrana mecbur kalan ama hiç de yüzü gülmeyenler olarak, biz de boş duracak değiliz. Belki birbirimizin şans getiren ablası/abisi oluruz; belki başka bir ritüel bulur, hayatımızın 3 ay sonrasını daha umutlu ve güneşli hayal ederek geleceğe bir manifest yaparız.
Hem belli mi olur, el ele verip evreni ikna edersek; hayatlarımızı içinden çıkılmaz bir hale sokan, bizi hukuksuzlukla, geleceksizlikle baş başa bırakan iktidarları bile deviririz. Olayın neresinden direnirsek kârdır, boynumuzu büküp olana razı gelecek değiliz.
Hep birlikte yaparsak; tutmayacak ritüel, devrilmeyecek iktidar yoktur… Yani demem o ki; hep birlikte yapıp, kolektif bilinci arşa çıkarırsak en etkili ritüeli de ortaya çıkarmış oluruz.
(AÖ/EMK)