Ergenlik, manosfer ve emojilerin dili

Yakın zamana kadar bazı filmlerin bir veya birkaç sahnesinin tek bir kamera ile çekildiği teknik artık filmlerin tamamının baştan sona bu şekilde çekilmesinde tercih edilebiliyor. Plan-sekans, tek-plan veya uzun plan adı verilen bu teknik sinematografi açısından seyircide gerçeklik hissini daha kuvvetli verebilir. Uzun emekler verilerek meydana getirilen bu filmlerde seyirci birey olarak sahnenin içindeymiş gibi kameranın hareketlerine göre olayları izleyebiliyor. Kurgu ile bir araya geldiğinde, seyirci oyunculardan birisiymiş gibi hissederek hikâyeye dahil olabiliyor. Aslında bu şekilde bir film çekmek yönetmenin bir meydan okuması olarak da algılanabilir. Yönetmen Sam Mendes’in 2019 yapımı 1917 adlı filmi bu tarza iyi bir örnektir ve seyircide savaşın oluşturduğu şiddet, korku ve umutsuzluk gibi duygularını seyirciye başarılı bir şekilde geçirebilmiştir. Benzer şekilde, Alejandro González Iñárritu’nun Birdman (2014) filminde de seyirci bu kez bir aktörün uzun zaman sonra kendisini tekrar ispat etmek için yaptığı çabalara tanıklık ediyor. Gerçi bu filmde belki steadicam gibi kamera sabitleyici teknikler kullanılmış olabilir ama seyircide uyandırdığı his, filmin hiç kesilmeden (cut) tamamlanmış olmasıdır.
Geçtiğimiz ay (Mart 2025) Netflix platformunda sunulan Adolesence isimli dört bölümlük kısa diziyi seyredenler, bir saatlik her bölümün tek bir plan ile çekilmiş olmasına dikkat etmiş olabilirler. Bu tarz çekim ile kurgunun gerçek bir hayattan alınıp alınmadığını sorgulamak yerine izleyiciler İngiltere veya dünyanın herhangi bir başka bölgesinde ergenlik dönemi içindeki genç insanların yaşayabileceği bir deneyim olabileceği hissine kapılmış olabilirler. Hatta seyreden herkes kendi evinde de benzer bir bireyin yaşayıp yaşamadığını bile sorgulamışlardır. Dizinin çok kısa bir sürede dünya çapında oldukça geniş kitlelere ulaşmasında da ele alınan konu, oldukça iyi bir oyunculuk, senaryonun başarılı olması ve belki de tek plan çekimin etkisi vardır. Öte yandan, anne-babaların da çocuk yetiştirmekte kendilerinin ne kadar yetkin olduğunu sorgulamasına sebep olmuştur. Nitekim İngiltere hükümeti de bu dizinin ücretsiz olarak ortaokul seviyesindeki öğrencilere izlettirilmesine karar vermiş ve bir farkındalık oluşturmaya çalışmıştır.
Dijital ve elektronik alanlarda her geçen gün artan yenilikler, özellikle bu teknolojiye daha yakın olan gençler ile anne-babalarının farklı dünyalarda yaşamalarına sebep oluyor. Ergen çocukları olan aileler artık gündelik hayatın başka alanlarına yoğunlaştıkları için doğal olarak yenilikleri çocukları kadar yakından takip edemiyorlar. Ebeveynlerin belki en çok endişelendikleri konular, bilgisayar oyunlarının “zararları” veya çocuklarının “ders çalışmalarını” engellemesi veya o yaşlara uygun olmayan cinsellik ihtiva eden içeriklere ulaşmalarıdır. Halbuki, çok geniş anlamda “dark web” denilen ve ancak bazı program ve yazılımlar ile girilebildiği için çoğu yasaklanmış ortamlarda kendi aralarında geliştirdikleri oyunlar, sohbet platformları veya farklı araçlardaki iletişimleri ile birbirlerine zarar verebiliyor. Gelişmiş şifreleme yöntemleri kullanıldığı için kullanıcıların coğrafi konumları ve kimlikleri gizleniyor. Bu sayede her türlü suç unsuru barındırabilir. Arama motorlarından gizlenebilen daha derin internet ağının (deep web) bir parçası olan dark web’te en çok rastlanılan unsur çocuk tacizidir.
Bu konuda ülkemizde ancak belirli bir çevrim-içi oyunu oynayanların birbirlerini intihar etmeye kadar götürebilecek bir olay olduğunda veya genç bir ergenin aynı günde birkaç genç kızı vahşice öldürmesi gibi olaylarda kısa bir süre konuşulup sanki bu olaylar hiç olmamış gibi davranılıyor. Geleneksel medyada “uzmanlar” programlara davet edilerek “çocuklara günde kaç saat bilgisayarda vakit geçirme izni verilmeli” veya “ebeveynler çocuklarının bu tür tehlikeli olabilecek sitelere girişlerini engellemede ne gibi sorumluluklar düşmektedir” gibi gayet yüzeysel tartışmalar ile tehlike geçiştirilerek görmezden geliniyor. Burada aslında ülkemizdeki en korkunç yaklaşım karşımıza çıkıyor: “Çocuklarımızı büyütürken sürekli denetleyelim”. Çocuklarıyla “eşitlikçi” bir ilişki kuramayan aileler ya aşırı disipline dayanan bir yaklaşım ya da aşırı serbestlik tanıyan iki aşırı uçtan birisini seçmeye yöneliyor. Sonuç olarak her iki durumda da sağlıklı bireyler yetiştirilemiyor. Diziyi seyredenlerin yüzlerine çarpan gerçeklik, belki biraz ebeveynlerin çocukluk travmalarından söz edilerek psikolojileştirilse bile aslında aralarında düz, sade ve berrak bir iletişim eksikliğidir. Yapay zekanın her geçen gün hayatımıza dahil olduğu bu günlerde topluma faydalı iyi bireyler olması için çocuk yetiştirmenin yeni yöntemlere ihtiyacı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Anne-babalar, ilerleyen teknolojinin peşinden koşsalar bile çocuklarının kullanım tarzları ve gizli anlamlarını öğrenebilmeleri imkânsız gibi görünse de mesele dönüp dolaşıp yine eski moda tabir ile iyi bir iletişim kurmaya geliyor.
Ülkemizde 2018 yılında bile Ekşi Sözlük’te tarifine rastlanılan “incel” kavramı çoğunlukla fiziki özelliğinden veya yeterince parası olmadığı için cinsel deneyim yaşayamamış kişilere verilen bir addır. İlk defa Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan bu terim involuntary (gönülsüz – istemsiz) ve celibacy (cinsellikten uzak durma) kelimelerin ilk hecelerinden türetilmiştir. Belki ilk zamanlarda hem erkek hem de kadınlar için uzun süreli ve istikrarlı ilişki yaşayamama durumunu anlatıyordu. Fakat son dönemlerde ergenlik dönemindeki erkekler için kullanılıyor. Dark web’te yer alan ve “manosfer” denilen, kullanıcılarının çoğunluğu erkek olan bloglar veya forumlar gibi kadın nefreti aşılayan çeşitli dijital ortamlarda kendilerine incel adını veren Türk topluluklara da rastlanılıyor. Dünyadaki diğer benzer topluluklarda olduğu gibi kendi aralarında konunun dışında kalanların asla tahmin bile edemeyecekleri bir nevi jargon geliştirmişlerdir. En çarpıcı özellikleri kendilerinin “çirkin” oldukları için cinsel deneyim yaşayamamalarının sebebi olarak kadınları görmeleridir. Kadınların yüzde sekseninin erkeklerin ancak yüzde yirmisi ile cinsellik yaşamayı “tercih” ettiklerinden dolayı düşmanlaştırılıyor. Aralarındaki yazışmaların temelinde kadınların aşağılanması olan bu toksik erkeklik toplulukları birbirlerini şiddete de yönlendirebiliyor. “Alt-right”, “red pilciler”, “woke kültür” hatta “black pilciler” gibi tanımlamalar gibi siyasi içerikler ile yeni bir ideoloji oluşturulmaya çalışılıyor. Aslında “apolitik” olarak tanımlanan veya zaman zaman eleştirilen bu yaş grubu gerçekte Amerikan sağ ideolojisinden etkileniyor.
Gösterime girdiği ilk haftadan itibaren gelmiş geçmiş en yüksek seyredilme oranlarına ulaşan senaryosunu Jack Thorne ve Stephen Graham, yönetmenliğini Philip Barantini’nin yaptığı Adolescence mini dizide 13 yaşındaki Jamie Miller’in (Owen Cooper) okul arkadaşı bir kız öğrenciyi öldürme şüphesi ile tutuklanması ile başlayan hikâye dört bölümde modern çağda ebeveynler ile çocukları arasındaki hayata bakışı sorguluyor. Aradaki mesafe artık o kadar açılmıştır ki, ergenlerin kendi aralarında kullandıkları dilden hatta dizide kısa da olsa bilgi verilen emojilerin farklı anlamları uçurumun vahametini gösteriyor. Çocuğunuzun sosyal medya hesabına erişiminiz olsa bile onun paylaşımlarında kullandığı dil ve emojiler hakkında çok yanlış kanaatlere sahip olabilirsiniz. Örneğin, “kırmızı hap” emojisi bu ortamlarda “artık gerçeği görüyorum ve bir incel olarak harekete hazırım” gibi bir anlama geliyor. “Patlayan dinamit” emojisi ise gönderilen kişiyi incel olmakla suçlamak için kullanılıyor. 80/20 kuralı dedikleri 100 emojisi ise yukarıda da geçtiği gibi kadınların yüzde sekseninin yakışıklılık ve zenginliğine göre erkeklerin yüzde yirmisi ile cinsellik yaşamayı tercih ettikleri görüşüne işaret ediyor. Çeşitli renklerdeki kalp emojileri ise aralarında mesela “kırmızı kalp” aşka, “mor kalp” cinselliğe, “sarı kalp”, ilgilenildiği anlamlarına geliyor. “Pembe kalp” ise ilgilenildiğini ama cinsellik istenmediği, “turuncu kalp” ise her şeyin yolunda gideceği gibi anlamlarda kullanılıyor. Aslında burada önemli olan husus bu işaretlerin her birisinin ayrı ayrı anlamları olmasıdır. Mesela, “kırmızı barbunya” emojisi ile kişinin kendisini incel olarak tarif etmesi anlamına geliyor. Bunlara ilaveten belki daha yaygın olarak kullanılan çilek, köpek, kek veya vişne gibi emojiler ile kanabis, kar, kardan adam, benzin pompası emojileri ile kokain veya at başı emojisi ile ketamine veyahut diğer bazı emojiler ile ecstacy gibi uyuşturucu ve yasaklı maddeler kastediliyor. Patlıcan, şeftali veya su damlacıkları da gizli cinsellik anlamları içerebiliyor.
Televizyon dalında verilen Emmy Ödülleri'nin kuşkusuz en büyük favorisi olan Owen Cooper başarılı oyunculuğu ile seyirciye ergenlik dönemindeki bir erkek çocuğunun babasının arkadaşlarının hepsinin erkek olmasını örnek alarak sadece erkek arkadaşları edinmesi, fiziksel olarak kendisini “çirkin” bulması ve bu sebeple “popüler” olmamasını çok iyi aktarmış. Zaten adli soruşturmalar esnasında eşlik edecek bir yetişkin seçmesi istendiğinde babasını tercih etmesi Freudyen bir yaklaşımdan ziyade babasının futbol gibi sporlarda beceriksizliğini görmezden gelmeye çalışmasıdır. Belki de cinayet konusunda da suçunu örtmeye çalışacağını ümit etmiştir. Halbuki İngiltere’de o yaşlardaki çocuklar arasında popüler olan futbol oynamaya teşvik etmesi yerine onunla iyi bir iletişim kurarak başka alanlara yönlendirebilirdi.
Zaten hayatlarındaki en önemli geçiş döneminde beceriksiz ve pek çok konuda başarısız bir ergen çocuğunun çevresindeki kadınlardan da ilgi görmemesi onun kendisine güvenini zedelemiştir. Bu durumda bir kadının kendisine online olarak herkesin görebileceği bir şekilde bullying (zorbalık) uygulaması karşısında yaptığı hareketin yanlış olmadığına inandırmıştır. Futbol sahasında yapamadığı bir hareket sonrasında babasının başını başka tarafa çevirmesi ile cinayet görüntülerini izlerken yine başını başka tarafa çevirmesi aralarındaki iletişimsizliğin devam ettiğini gösteriyor. Bir başka örnek ise, dizinin son bölümünde Jamie’nin babasının doğum günü münasebetiyle telefonla aramasında araçta iken cevap verdiği sahnedir. Yanında karısı ve kızı olduğu halde ve hoparlörden onlar da duyduğu halde bunu oğluna söylememesi ve bir çeşit itiraf olan kararını duyduğu anda konuşamaması ve sanki duymazlıktan gelmesi vahim bir hatadır. Çocukları kendileriyle iletişim kurmaya çalıştığı halde kayıtsız kalmaları ne yapacaklarını bilememelerinden kaynaklanıyor.
Üçüncü bölümdeki psikolog ile yapılan görüşmedeki “peynirli ve turşulu sandviç” izleyicilerin dikkatinden kaçmamıştır. Jamie’nin içinde sevmediği bir şey olan sandviçi nezaketen yemesi onun olaylar karşısındaki zayıflığını ve kendisine yapılmasını istemediği şeylere katlandığını gösterecekti. Ama reddetmesi iradesini ortaya koyacaktı. Psikoloğun bilinçli bir şekilde yaptığı bu hareket belki anne babaların çocukları ile kuracakları iletişim ağında şimdiye kadar görmezden geldikleri veya dikkat etmedikleri ipuçları verebilir.
“Tek plan” çekim tekniği ile zaten seyirciyi kendi gerçekliğine çeken diziyi izlerken her ebeveyn, kendi çocuk yetiştirme tarzını sorgulamıştır. “Başka türlü nasıl davranabilirdim” sorgulaması yerine her bireyin anne-babasının zamanında değil, kendi zamanında yaşadığı gerçekliğinden hareket edilerek yeni pedagojik yöntemlere açık olmak gereklidir.
(AMY/RT)