Amerikyum veya coğrafya ayrımcılığı

Nükleer patlama faciaları mevzubahis olduğunda aklımıza Çernobil veya Fukuşima gelebilir; fakat bunların yanı sıra Three Mile adası kazasını hatırlayan var mı?
Vikipedide aktarıldığına göre tatsız hadise Amerika Birleşik Devletleri Pensilvanya eyaletinde 28 Mart 1979’de meydana gelmiş ve Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği skalasında 7 üzerinden 5 puanla değerlendirilmişti. Geniş sonuçlar doğuracak bir kaza olarak tanımlanmış, küreselleşmenin eşiğindeki nükleer tesislerin faaliyeti bu olay sonrası sekteye uğramıştı.
Amerikyum (Americium) adlı belgeselde bize mevzubahis kaza hatırlatılmış olsa da filmin odağında nükleer silah için ilk nükleer testin yapıldığı New Mexico eyaletindeki Trinity infilakı ve neticeleri var. Atom Çağı’nın başlangıcı olarak kabul edilen 16 Temmuz 1945’teki nükleer testten birkaç hafta sonra ABD Japonya’ya malum saldırılarını gerçekleştirecekti.
Kadın sinemacı Théodora Barat’nın imzasını taşıyan çarpıcı belgeselin künyesinde Théodora’nın adını hem yönetmen, hem senaryo yazarı, hem de sinematografi hanesinde görüyoruz. Dünya çapında popüler olmuş sinema endüstrisi ürünü Oppenheimer filmiyle eşzamanlı çekilmiş ve aynı konuya eğilmiş olsa da, 2024 Fransa yapımı 64 dakikalık Amerikyum olaya tam manasıyla alternatif bir bakış açısı sunuyor. Gayet büyük bütçeli ve geniş ekipli Oppenheimer’ın aksine Théodora kamerasını eline alarak şahsen alana dalmış ve işin içyüzünü layıkıyla teşhir etmeyi başarmış.
Ne de olsa günümüzde Trinity denemesinin yapıldığı nokta ve çevresi bir hac merkezine dönüşmüş, fazlasıyla ilgi gören, gayet faydalı olabilecekken fuzulinin eşiğinde bir konulu eğlence parkı.
Rehberler dahil, emekli beyaz erkeklerin hâkimiyetindeki ruhsuz parka inat, nükleer karşıtlığını gezegende emsallerine sık sık rastladığımız şekilde, o bölgede de kadınlar yürütüyor.
Ne de olsa nesillerdir kanserden muzdarip olmuş coğrafyanın kadim halklarının kadınları kendilerine kanser olup olmayacaklarını değil, ne zaman kansere yakalanacaklarını sorar hale gelmiş durumdalar.
Dikotomik dinamik
Filmin ilk yarısında bir uzay üssünü andıran konulu eğlence parkının minimalist ve steril ortamında fazla heyecanlı görünmeyen, âdet yerini bulsun diye Trinity obeliskinin önü dahil muhtelif köşelerde fotoğraf çektiren ziyaretçilere eşlik ediyoruz. Bir kafeste teşhir edilmekte olan köpek şeklindeki iki robot da atraksiyonların arasında yer alıyor. Bir tanesi aniden yere yığılıp kaldığında “bakıcıları” gelip bataryasını gayet mekanik tavırlarla değiştirip onu “hayata” döndürüyor. Zaten ortalıktaki hayat emareleri robotlarınkinden daha fazla değil sanki!
Lakin filmin montajı da ani kesintilerle vaziyetin ne kadar absürt olduğunu bize sık sık hatırlatırken insanlıktan uzak, soğuk atmosferle dalgasını layıkıyla geçiyor. Tam olarak hangi sebepten orada olduğunu bilmeyen, sadece birileri bunu yapıyor diye motive olmuş güruhlar işin içyüzüyle zaten pek alakadar değil.
Mühim olan tüm yeryüzünde modaya dönüşmüş radyoaktivite fetişizmi!
Filmin ikinci yarısından itibaren nesillerdir varlığı inkâr edilmiş, coğrafyanın yerlilerinden iki temsilci kadınla tanışıyoruz. Karşılıklı oturdukları bir salonda ailelerinin ve kendilerinin başına gelen kanser vakalarını bir bir aktarıyorlar. ABD yetkililerinin propagandasında iskân edilmeyen çöl mıntıkası olarak lanse edilmiş coğrafyanın asırlardır yaşadıkları memleketleri olduğunu tekrar tekrar söylüyorlar. Araştırmalara ve denemelere çok daha uzak yerleşim merkezlerinde, çoğunluğu beyaz ahaliye tazminat ödenmiş olmasına rağmen coğrafyadaki varlıklarının bile hâlâ inkâr edildiğini ifade ediyorlar. Her ailede kanser vakası sayısının gayet yüksek olduğunu, insanların üç nesildir muhtelif tipteki kanserlerden sapır sapır döküldüğünü anlatırken, her şeye rağmen yılmaya ve topraklarını terk etmeye niyetli olmadıklarını da sözlerine ekliyorlar.
Kadim halklar harcanıyor
Dünya prömiyeri Cinéma du réel’de gerçeklemiş Amerikyum’un yaratıcısı, Trinity denemesinin vuku bulduğu Los Alamos laboratuvarlarının çevresinde ABD’nin en büyük uranyum yataklarının varlığından da bizi haberdar ediyor. Bulunan dördüncü uranyum ötesi element olan Amerikyumun hem belgeselin içeriğini, hem de ülkenin genel manzarasını tarif etmekteki muvaffakiyeti tartışılmaz. Ne de olsa Amerikyum (Am) doğada varlığı saptanamayan ve yapay olarak elde edilen bir element.
Bölgede 90’lı yıllara kadar sömürülmüş ve akabinde terk edilmiş uranyum yatakları bir yana, geniş coğrafyanın muhtelif noktalarına gömülmüş toksik atıkları da unutmayalım.
Atom bombasıyla gezegeni kurtarmaya soyunmuş ABD’nin kadim halklarına yönelik sicili bir kez daha kirleniyor, ortaya çıkan durum, Théodora’nın deyimiyle çevresel bir ırkçılığa ve nükleer sömürgeciliğe dönüşüyor.
Suya sabuna dokunmayan, maziyi asla deşmeyen, hatta çarpıtan ve yerlilerin başına gelenleri yok sayan, milliyetçi ruhlu konulu eğlence parkı emsallerinin tüm dünyaya fazlasıyla yayıldığı da malum.
Hinliğinden şüphe duymadığım Théodora park yetkililerine fazla bilgi vermeden ortama sızıyor ve olanlara hiç müdahale etmeden gerçekleştirdiği çekimlerle bize trajikomik manzarayı tarafsızca yansıtıyor. Fazla söz söylenmesine gerek kalmıyor, şahsen süsledikleri anlatımlarının mitolojisine ruhlarını kaptırmış güruhlar ister istemez kendilerini rezil etmiş oluyor.
Fransa’nın nükleer denemelerine rağmen neden ABD’yi seçtiği sorulduğunda Théodora her şeyden önce mevzubahis ülkeyi egzotik bulamayacak kadar yakından tanıdığını; ABD’nin kapitalist deneyler açısından kapasitesini sonuna kadar zorlamış olmasını enteresan bulduğunu; atom bombasının orada icat edildiğini ve 1000’den fazla patlamayla yeryüzündeki liderlik pozisyonunu koruduğunu belirtiyor. Üstelik Fransa’nın denemelerini sömürgeleri Cezayir ve Polinezya’da yapmış olmasının, ABD’nin denemelerini kadim halkların yaşam hakkını yok sayarak gerçekleştirmiş olmasıyla da paralellik taşıdığını düşünüyor.
Nükleer enerjinin temizliğinden dem vuranlara uranyum yataklarının madenlere dönüştürülmesini, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ve radyoaktif atıkların depolanmasındaki çaresizliğimizi hatırlatıyor. Nükleer santrallerin kurulabilmesi için ayrımcılık kurbanı bir coğrafyanın feda edilmesi gerektiğini ve beraberinde gelen kaçınılmaz komplikasyonları gözümüze sokuyor.
(MT/RT)