“Müsilaj ile mücadele için organik atıklar kompost edilmeli”

Marmara Denizi çevresinde bulunan 9 belediyenin atıklarının, olumsuz çevresel etkileri en aza indirmek için ne şekilde yönetilmesi gerektiğini analiz eden yeni bir çalışma, çevre üzerinde en olumlu etki yaratacak uygulamanın, organik atıkların kompost edilmesi olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşımın, müsilaj ile mücadelede de oldukça etkili bir yöntem olacağı görülüyor.
İstanbul, Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Edirne, Kütahya ve Kırklareli belediyelerinin atıklarını analiz eden ve çevre üzerindeki etkilerini hesaplayan çalışmaya göre, belediye atıklarının büyük kısmını (yüzde 67,5) organik atıklar oluşturuyor. Evsel ve sanayi kaynaklı organik atıklar, 2007-2008 yıllarından bu yana dönem dönem Marmara Denizi’nde felaket boyutunda görülen müsilajın da en önemli sebepleri arasında yer alıyor.
Marmara Denizi’nde müsilaj ile mücadele edebilmek için, ‘‘üçlü tetikleyici’’ olarak anılan; deniz yüzey sıcaklıklarındaki anomaliler, deniz şartlarındaki durağanlık ve denizin kirlilik yükü şartlarından en az birinin devre dışı kalması gerekiyor. Küresel iklim değişikliği ile ilişkili olan deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki artışı kontrol etmek, ülkemizin tek başına yapabileceği bir iyileştirme değil. Deniz şartlarındaki durağanlık da Marmara Denizi’nin orijinal yapısı ile alakalı ve değiştirilmesi mümkün değil. Dolayısıyla, tetikleyici parametreler arasından yalnızca denizin kirlilik yükünü kontrol etmemiz, yani azot ve fosfor miktarını azaltmamız mümkün.
Çalışma, atıkların -bugün olduğu gibi- depolanmasının, müsilaj oluşumunda belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Depolanan atıklardan ortaya çıkan kirletici sızıntılar, müsilaj yaratan algleri besliyor ve müsilaj oluşumunu tetikliyor. Bu nedenle, atıkların depolanmak yerine komposta dönüştürüldüğü bir atık yönetim sistemine acilen ve tam kapasite ile geçmek, büyük önem taşıyor.

Marmara Denizi’nde müsilaj: “Deniz kimyasala doydu”
Yeni olan, müsilajın ‘felaket’ boyutlarına ulaşması
Müsilaj, onlarca etkinin birleşimiyle ortaya çıkan ve Akdeniz Havzası’nda 1729 yılından bu yana gözlemlenen ekolojik bir olay. Bu olayın artık ‘‘doğal’’ olmayan tarafı ise, 2007-2008 yılından itibaren hem Adriyatik Denizi’nde hem de Marmara Denizi’nde ‘‘felaket’’ boyutunda görülmeye başlanması.
Müsilaj oluşumunu etkileyen birçok faktör bulunsa da, ‘‘üçlü tetikleyici’’ olarak adlandırılan unsurların bir araya gelmesi, müsilaj oluşumunda önemli rol oynuyor. Bu tetikleyiciler; (i) deniz suyu sıcaklıklarının uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyretmesi, (ii) deniz şartlarında durağan ve kararlı bir yapının ortaya çıkması ve (iii) denizin azot ve fosfor yükünün aşırı artması, olarak sayılabilir.
Bu üçlü tetikleyici bir araya geldiğinde, suda yaşayan mikroskobik bitkisel canlılar olan fitoplanktonlar, aşırı çoğalıyor ve strese girerek yapışkan ve sümüksü bir madde salgılıyorlar. Bu madde, deniz suyundaki bakteriler başta olmak üzere birçok mikroorganizma için ideal bir ortam sunuyor. Kısa süre içinde bu kıvamlı yapı, kilometrelerce uzunluğa ulaşan, örümcek ağına benzer bir yapıya dönüşüyor.
Aşırı müsilaj oluşumu arttıkça, bu yapının bir kısmı hacim kazanarak deniz yüzeyine de çıkıyor. Çoğunluğu ise deniz dibine çökerek, deniz dibinde sabit yaşayan pina, midye, istiridye, mercan ve deniz çayırları gibi canlıların üzerini kaplıyor ve hem beslenmelerini hem de dış dünyayla temas etmelerini engelliyor.
Marmara Denizi, canlılığını kaybetme riski altında
Müsilaj, bir çeşit ötrofikasyon olarak tanımlanabilir. Ötrofikasyon, yani sudaki oksijenin tükenmesi ve ekosistemin bozulması, denizdeki azot ve fosfor dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkar. Sudaki kirlilik arttığında, eğer ortam sıcaklığı da uygunsa, planktonik organizmaların sayısı da aşırı artar. Bu organizmalar, ürettiklerinden daha fazla oksijen tüketirler. Aynı zamanda su yüzeyinde bir tabaka oluşturur ve güneş ışınlarının suya ulaşmasını engellerler. Böylelikle, besin zinciri bozulur.
Genelde dış su kaynaklarıyla bağlantısı sınırlı olan, kapalı havzalarda görülen ötrofikasyon; özel bir yapısı olan Marmara Denizi için de tehdit oluşturuyor. Uzun vadede müsilajın, Marmara Denizi’nin canlılığını kaybetmesine neden olabilecek bir ötrofikasyon sürecinin başlangıcı olduğu söylenebilir.
Kirlilik: Kontrol edebileceğimiz tek tetikleyici
Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumunu engellemek için ‘‘üçlü tetikleyici’’lerden en az birini devre dışı bırakmak gerekiyor. Ancak küresel iklim değişikliği ile ilgili olan deniz yüzeyi sıcaklığı artışlarını veya Marmara Denizi’nin özgün yapısıyla ilgili olan durağan deniz şartlarını değiştirmek mümkün değil. Bu nedenle kontrol edilebilir tek tetikleyici parametrenin, denizin kirlilik yükü olduğu görülüyor.
Marmara Denizi, özel koşulları nedeniyle müsilaj için elverişli
Marmara Denizi, az tuzlu ve az yoğun Karadeniz ile çok tuzlu ve çok yoğun olan Akdeniz arasında yer alan bir geçiş denizi. Bu nedenle Marmara Denizi’nin ilk 25-30 metre derinliğindeki suları, Karadeniz’in az yoğun sularından oluşuyor; 30 metrenin altındaki sular ise Akdeniz kökenli. Bu iki su tabakasının arasında ise, dikey karışımları sınırlandıran bir geçiş tabakası bulunuyor.
İşte bu ikili su sistemi nedeniyle Marmara Denizi’nde müsilaj için ideal bir ortam bulunuyor. Bazı yıllarda başka faktörlerin etkisiyle su yapısının daha da kararlı hale gelmesi, müsilaj oluşumunu daha da kolaylaştırıyor.
Marmara Denizi çevresinde yaklaşık 25 milyon insan yaşıyor. Ayrıca Türkiye’nin yarısından fazlasına hizmet sunan endüstri de, yine bu denizin etrafında kümelenmiş durumda. Resmi veriler, Marmara Denizi’nin çok yoğun evsel, endüstriyel, denizcilik ve tarımsal kirliliğe maruz kaldığını gösteriyor.
Kaynak makale: Analysis of the effects of domestic waste disposal methods on mucilage with life cycle assessment
Doç. Dr. Levent Bilgili, Doç. Dr. Afşın Yusuf Çetinkaya ve Prof. Dr. Mustafa Sarı tarafından hazırlanan bu haber, kısaltılarak İklim Masası ve bianet işbirliği ile yayımlanmıştır.
İklim Masası, iklim kriziyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarından oluşur. (TY)