Avrupa’da ifade özgürlüğü geriliyor

Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MFRR) konsorsiyumu tarafından hazırlanan son Medya Özgürlüğü İzleme Raporu, Avrupa ve Türkiye'de medya özgürlüğü açısından giderek kötüleşen bir krize işaret ediyor.
MFRR, 2024’te 35 Avrupa Birliği (AB) ülkesi ve aday ülkede 1.548 basın özgürlüğü ihlali belgeledi. Bu sayı 2023'te 1.153’tü.
Gazeteciler yıl boyunca karalama kampanyaları, haber takibi sırasında engellenme, sözlü-fiziksel saldırılar ile sansür ve yasal tehditlerle karşı karşıya kaldı.
Engellenen gazetecilik faaliyeti AB'deki en sık görülen basın özgürlüğü ihlali oldu. Her dört vakadan birinde gazetecilerin etkinliklere erişiminin engellenmesi, bilgi verilmesinin reddedilmesi veya editoryal müdahaleyle karşı karşıya kalması söz konusuydu
Gazetecilere yönelik saldırıların 256’sından kamu otoriteleri ve hükümet kuruluşları, 467’sinden ise kişiler sorumlu. Bu hem devlet hem de devlet dışı aktörlerden gazetecilere karşı artan düşmanlığı yansıtıyor.
Türkiye’de medya özgürlüğü kuşatma altında
2024’te Türkiye, gazeteciler için en düşmanca ortamlardan biri olmaya devam etti. Türkiye'de medya özgürlüğü, iktidarın eleştirilere yönelik baskıları, kapsamlı sansür ve gazetecilere yönelik yargı süreçleri nedeniyle sürekli tehdit altında kaldı.

BİA MEDYA GÖZLEM RAPORU 2024
2024’te iktidar gazeteciye kan kusturdu
Medya Özgürlüğü İzleme Veritabanı (MapMF), medya ile ilgili 317 kişi veya kuruluşun dahil olduğu toplam 135 medya özgürlüğü ihlali kaydetti. İhlallerin yüksek hacmi nedeniyle MapMF ilgili tüm vakaları belgeleyemedi.
Raporun Türkiye kısmı medya çalışanlarını hedef alan endişe verici sayıda gözaltı ve tutuklama ile yasal taciz, fiziksel tehditler ve dijital sansürden oluşan korkunç bir manzaranın ana hatlarını çiziyor.
Rapora göre tartışmalı 'etki ajanları' yasa tasarısı ve hakaret ve terör yasalarının kötüye kullanılması da dahil olmak üzere devlet öncülüğündeki baskılar, bağımsız gazeteciliği ciddi şekilde kısıtlayarak Türkiye'yi medya çalışanları için bölgedeki en tehlikeli yerlerden biri haline getirdi.
Yasal ve fiziksel sindirmenin ötesinde, Türkiye makamları dijital baskı çabalarını artırarak hükümeti eleştiren haber sitelerine ve sosyal medya hesaplarına erişimi engelledi. Medya düzenleyicisi RTÜK, yayın lisanslarını iptal ederek ve bağımsız haberciliğe yasaklar getirerek basın özgürlüğünün kısıtlanmasında önemli bir rol oynadı.
Kürt gazeteciler ve yayın organları orantısız bir şekilde hedef alındı. Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, Suriye'deki son gelişmeleri Türkiye’nin insansız hava aracı tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen bir saldırıda öldürülmesi siyasi açıdan hassas konuları haberleştirenlerin karşı karşıya kaldığı aşırı riskleri örneklendiriyor.
“Demokrasiye sahip çıktığını iddia edenler harekete geçecek mi?"
MFRR, bulguların Türkiye'de basın özgürlüğünün korunması ve gazetecilerin güvenliğinin sağlanması için acil müdahaleye duyulan ihtiyacın gösterdiğini kaydetti.
Raporla ilgili konuşan MFRR’nin Medya Özgürlüğü İzleme Görevlisi Gürkan Özturan “2024’e baktığımda, içimi derin bir hayal kırıklığı kaplıyor” dedi. Özellikle Türkiye’de baskının aynı yöntemlerle tekrar tekrar nasıl uygulandığına şahit olduğunu belirten Özturan şunları söyledi:
“Raporda Avrupa genelinde 1.548 medya özgürlüğü ihlali belgelenmiş, ancak bu rakamlar, gerçekte neler yaşandığını tam olarak yansıtmıyor: Susturulan gazeteciler, baskı altına alınan haber merkezleri ve kamunun çıkarına yapılan haberciliğin giderek bir suç gibi muamele görmesi. Zaten boğucu bir hukukî ve siyasî ortamda çalışan Türkiye’deki medya çalışanları için, sözlü saldırılar ve hukuki tacizin sürekliliği, bağımsız gazeteciliğin hedef alınmaya devam ettiğinin en açık göstergesi.
Rapordaki bulgular tek başına değerlendirilemez; uzun süredir uyardığımız daha geniş çaplı hak ve özgürlük erozyonunun bir yansımasıdır. Medya özgürlüğü sadece gazetecilerle ilgili değildir; toplumun haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Ve Türkiye’nin gidişatı bize bir gerçeği hatırlatıyor: Sessizlik tesadüf değil, bilinçli bir şekilde inşa ediliyor. Şimdi soru şu: Demokrasiye sahip çıktığını iddia edenler, çok geç olmadan harekete geçecek mi?”
(HA)